Çok Dillendirilmeyen Tarihi Gerçekler Serisi – 1

Türkiye’nin 2. Dünya Savaşında Almanlara Krom İhraç Ederek Parayı Kırıp, Paçayı Kurtarma Hadisesi


İkinci Dünya Savaşı sırasındaki performansımız tarih kitaplarında yeni nesillere anlatılmak için çok epik hikayeler barındırmadığından olsa gerek, resmi tarih kitaplarında çok yüzeysel işlenir. Bende lise yıllarımdan kalan naçizane bilgi, WWII sırasında ekmeğin karneyle verildiği, İnönü’nün Churchill’i bir trende ikna etmesi sayesinde savaşa girmemiş olmamızdan öte değildir. Bir de ne zaman 2. dünya savaşı ve Türkiye konusu açılırsa, bu tren hadisesinin İnönü’nün kafasındaki tilkilerin birbirlerine kuyruklarını bile değdirmeden gezebildikleri dair en büyük kanıt olduğu ısrarla biraz daha yaşlı kesim tarafından iddia edilirdi.

Geçtiğimiz yıllarda nereden denk geldiğimi hatırlamadığım bir makalede okuduklarım uzun zamandır aklımı kurcalıyordu. Türkiye 2. Dünya Savaşında Alman’lara yardım etmeseydi  ne değişirdi ? Türkiye 2. Dünya Savaşında Almanlara yardım mı etmişti ? Nasıl Yani ?

Öncelikle 1. Dünya savaşına Enver Paşa’nın hülyalarına kanarak müttefikleri olarak katıldığımız Almanya ile 2. Dünya savaşı sırasındaki ilişkilerimizi biraz detaylandıralım.

Bir. 18 Haziran 1941’de dönemin Alman büyükelçisi Franz von Papen ve Türk Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu Türk Alman Saldırmazlık Antlaşması’nın altına bir güzel imza koymuşlardı. Sözleşmenin süresi maddesinde imza tarihinden itibaren 10 sene yazmışlar, kısmet olmamıştı.

İki. Hitler, İsmet İnönü’ye bir mektup göndererek, “Sevgili Ekselansları, bildiğiniz gibi bizimkiler Bulgaristan’a höt dediler, onlar da gelin hemen anlaşma imzalayalım, yedi düvele bundan gayrı Almanlar’ın yanında olduğumuzu duyuralım, sonra da siz ülkeyi işgal edersiniz dediler. Aman siz bu gelişmeden endişe buyurmayın, ben bizim çocuklara söyledim, sizin sınırın yakınlarında mangal yakmayacaklar, rahat olmanız benim için çok önemli” tadında bir mektup göndermişti. Muhtemelen niyeti Barbarossa operasyonunda Sovyetlerin destekleyeceği güneyden bir sınır açmamak, kuzeyden kafkasları işgal ettikten sonra Türkiye’yi iki koldan kapana kıstırana kadar oyalamaktı.

Üç. Almanya Türkiye ile saldırmazlık anlaşmasını imzaladıktan 4 gün sonra Rusya’ya saldırdığı meşhur Barbarossa hareketini başlatmıştı. Bu da 3. maddedeki tezi güçlendiren tarihi bir gerçeklikti.

Dört. Türkiye’nin Almanya ile saldırmazlık anlaşması imzalaması, İngiltere nezdinde ciddi anksiyete oluşturmuş ve Türkiye’nin daha önceden sipariş verdiği denizaltılarını alması için Türk askeri personeli acilen ingilizlerin kontrolünde olan güvenli bir rota üzerinden İngiltere’ye davet edilmiştir. Ancak yolda Türk denizaltı personelini taşıyan tekne, kimliği belirsiz bir denizaltı tarafından batırılmış, bizim ingilizlere parasını vererek sipariş ettiğimiz denizaltılarımızı teslim alma hevesimiz, rahmetli personelimizle beraber denizin dibini boylamıştır. Bu İngiliz hükümetinin parasını vermiş olmamıza karşın bize teslim etmekte imtina ettiği tek siparişimiz değildir. Aynı şekilde birinci dünya savaşından önce ciddi rakamlar ödeyerek sipariş ettiğimiz savaş gemilerini de Almanya ile ortak haraket edeceğimizi farkeden ingilizler türlü sebeplerle teslim etmemiş, savaş sonrasında da bu bedel türlü bahaneler üretilerek tekrar iç edilmiştir. Lakin bu durum başlı başına başka bir yazının konusu olacak kadar derindir.

Malum olduğu üzere bütün tarafların savaşmak için ciddi anlamda çelik ihtiyacı bulunmakta, yine de ülkemizde çok az kişi tarafından bilinmekte olduğu üzere, çelik üretimi için ihtiyaç duyulan krom filizinin o dönemdeki dünyadaki en büyük üreticisi güzel ve yanlız ülkemiz Türkiye idi.  Olaylar  2. Dünya Savaşı’nın kaçınılmaz olarak yaklaştığı sırada Türkiye masasından bakıldığında kabaca şöyle gelişmişti.

Bir. 17 Mayıs 1938’de İngiltere ve Türkiye, doğu Akdeniz’de stabiliteyi sağlamak için anlaşma imzalamışlardı.

İki. 12 Mayıs 1939’da İngiltere ve Türkiye savaş çıkarsa birbirlerine yardım etmek için “karşılıklı yardımlaşma” anlaşması imzalamışlardı.

Üç. 23 Haziran 1939’da Fransız’lar Hatay üzerinde iddia ettikleri tüm haklardan vaz geçtiklerini beyan etmişler, karşılığında Türkiye de Fransa ile karşılıklı yardımlaşma antlaşması imzalamıştı. Nazi’ler Parisi yakmaya karar verirlerse, Türkiye 20 tane tulumbacı neferi ile yangını söndürmeye gitmeye söz vermişti.

Dört. Eylül 1939’da Nazi’ler batıdan Polonya’ya girerek 2. Dünya Savaşını başlatmışlar, Ruslar da biz de o zaman doğudan gireriz diyerek savaşa ortak olmuşlardı. Türkiye, Fransa ve İngiltere Ekim 1939’da bizi ikili anlaşmalar kesmez, gelin bunları 3’lü haline getirelim diyerek 19 Ekim 1939’da Anglo-French-Turkish 3’lü paktına imza atmışlardı. (Tripartite)

Hatta Türkiye o dönemde sabah kahvaltıda yediği yürekten olsa gerek, bu anlaşmayı imzaladıktan sonra da Almanya ile olan krom satış anlaşmasını yenilememişti. İngiltere ve Fransa’ya ben valla Almanlara satmak istemiyorum, gelin siz benden 20 senelik bir sipariş verin, malın hepsini size bağlayayım sonra Adolf’u kızdırmadan abi onlar daha önce siparişi verdiler, ben bilseydim senin için saklardım malı diyeyim demişti. Yanlız Alman’lar aldıkları kromun karşılığında, vagon, demiryolu rayı ve uçak gibi bugün bile hala daha ihtiyacımız olan mallar veriyorlar, hem de Türkiye’nin zirai üretimini de satın alıyorlardı.  Türkiye o dönemde kromu İngilizlere satarken, tahılının ambarda kalmasından tırsıyor, kromu alan, tahılı da alır arkadaş şeklinde bir tavır ortaya koymaya çalışıyordu. 

Savaşın başlaması ile Alman’ların Güney Doğu Avrupa’yı işgal etmesi, işgal etmediği Macaristan, Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerin de kendilerine biat etmesi çok uzun sürmedi. Maginot’un hatlarına güvenen Fransız’ların da sonu diğer ülkelerden farklı olmadı ve İngilizlerle beraber, kromu ben de alırım diyen Fransız’lardan ümit kalmadı.


Bu arada Türk Krom’u Alman’lar için İngiliz’lere olduğundan daha değerliydi, çünkü Joseph’le Adolf’un aralarının bozulması uzun sürmemiş, Alman’lar Rus kromuna erişimleri tamamen ortadan kalkmıştı. Zaten bu olay olmasa da Rus’larla Alman’lar birbirlerine karşı hiç bir zaman iyi tüccar olmayı başaramışlardı.

1941 yılı gelip de 3 senelik anlaşma devam ederken Alman’lar çoktan Rusya’yı işgal etmişler, Moskova’nın kapılarına kadar varmışlardı. Türk Hükümeti kromunu İngilizlere satma sözü vermiş olmakla beraber, Alman’larla arayı iyi tutma çabasını da koruyorlardı.  Hatta bu çaba Alman’ların Rusya’yı işgal etmeleri ile dahada net bir hale gelmişti. Sonunda 1941’de Türkiye, alman ticaret ateşesi Dr. Carl Kladius ile anlaşmayı yaptı ve 45.000 ton kromu 1941- 1942 arasında vermeye söz verdi. Bu ticaret 1944’ün Ağustos ayına kadar devam etti.
Türkiye şayet o dönemde Almanya ile bu tip bir anlaşma imzalamasaydı, ya da Alman’lara çelik üretimi için ihtiyaçları olan krom filizini vermeseydi, şüphesiz Alman savaş makinesinin işlemesinde ciddi sıkıntılar oluşacaktı. Ama olmadı.

O dönemde bahsettiğimiz Türkiye’nin nüfusu 17 Milyon’du ve bu nüfüsun %50’si 18 yaşının altındaydı. Doğu ile Batısı arasında tek hatlı bir tren yolu vardı. Kendi Kurtuluş Savaşının ardından yıllarca ekonomisini düzeltmek için yatırım yapmaya çalışmış ve savunma harcamalarını hep geri planda tutmuştu. Doğusunda Bolşevik Rusya, Batısında Alman’ların işgali altında Yunanistan ve Bulgaristan vardı. Karar o zamanki Türkiye’nin liderlerinindi. Yapmadılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: