Uyuz Adamın Rehberi Serisi 1 – Plakları MP3 Yapmak. Tüm Süreç ve Telif Hakkı Külliyatı


Çağan Irmak’ın Yanlız Adam filmi vizyonda ve gündemde olduğu dönemde plakları tekrar meşhur etmişti. Filmin ülkedeki yetişkin kadın popülasyonu üzerinde çok ciddi bir deşarj etkisi yaratmış, filmi izleyen kadınların tamamına yakını ruhlarında ve vücutlarında biriktirdikleri bütün stresi, gözyaşı ve eşliğindeki mukoza tabakası ile birlikte selpak, yaka,  kolça, peçete, filmin ustaca tetiklediği histeri krizleri sırasında ellerine ne geçtiyse ona boşaltmışlardı. Filmin erkek populasyonuna, yıllardır yanlarında uyudukları kadının ruhunun en karanlık ve karmaşık haline şahit olmak dışında herhangi bir faydası oldu mu diye soracak olursanız, film sayesinde plak ve çevresini sarmalayan hantal elektronik oyuncaklara geçici de olsa tekrar bir kabullenme geldi ve bu sayede erkek milleti bu tip oyuncaklara aile bütçesinden daha rahat kaynak akıtabildi diyebiliriz.

Elinde hala plakları olan, hatta bunları atmaya kıyamayan, atmayı bırakın gelecek nesillere bırakmanın bir yolunu arayan benim gibi Uyuz Adam’lar için işin tekniği, donanımı, yazılımı, ve telif hakları boyutunu kapsayan bir rehber hazırlamaya uzunca bir zaman önce karar vermiştim. Bu arada söylemesi ayıp çevremizdeki en hatırı sayılır plak arşivlerinden biri bizim evde diyebilirim. Arşiv çoğunluğu klasik batı müziğinin nadir kayıtlarının bulunduğu yaklaşık 1000 plaktan oluşuyor. Azınlıkta ise Ruhi Su, YMO Mamac, Amalia Rodriguez, Mahalia Jackson gibi her bir kaydın ayrı bir macera vadettiği tasnif dışı kategorisine giren harika kayıtlar var. Ancak asıl hazine çok değerli şef ve solistlerin kayıtlarının bulunduğu klasik bazı müziği eserlerinden oluşuyor.  İçlerinde Heifetz’in, Reiner’in yönettiği Chichago Filarmoni ile 1945 kaydı Tschaikowsky’nin  Op.35 keman konçertosundan tutun da  Wilhelm Backhaus’un çaldığı Beethoven’ın Appassiona’tasına kadar kolay kolay, evet internet’ten bile, bulup dinleyemeyeceğiniz bir çok nadide parça var.





Müziği plak’tan dinlemek, eğer sağlam bir müzik sisteminiz varsa bence teknolojideki bir yığın gelişmeye karşın hala en kaliteli ve keyifli audiofili deneyimini sunuyor. Sağlam bir müzik sisteminden kastım, “Phono-In” girişi olan, hem pahada hem kiloda biraz ağır bir tuner sistemi (kiloda ağır olması içinde kullanılan komponentlerin altın gibi iyi iletkenlerden yapıldığı anlamını ifade ediyor) ve  analog kaydın hakkını verebilecek frekans bandında ( spec sheet’inde yazan – ve + değerleri arasında desibel mesafesi ne kadar büyükse o kadar iyi) hoparlör setini kastediyorum. Dünyanın en harika sistemine de sahip olsanız plak dinlemenin önünde bulunan en büyük problem, plak dinlemeye kendinizi adamak zorunda olmanız. Plak dinlerken, öyle kafanıza göre next’e basıp bir sonraki parçaya geçme şansınız yok. Hatta şöyle ifade edeyim, pikapların uzaktan kumandası bile yok ve cep telefonunuzda bir pikap kontrol uygulaması olmasını en vahşi rüyanızda bile göremezsiniz. Hal böyle olunca, plak dinlemek için yapmanız gereken ilk şey “bir karar vermek” ve verdiğiniz kararın arkasında durmak. Seçiminizi yaptığınız zaman plağınızı mümkün olan en büyük özenle kabından çıkartmanız, varsa üzerinde birikmiş olan tozları mümkünse anti statik bir bezle silmeniz, pikabınızın kapağını kaldırmanız, daha önce pikapta unuttuğunuz bir önce dinlediğiniz plağınızın kabını aramak için şimdi dinlemek için elinize aldığınız plağınızı tekrar kabına yerleştirmeniz, bir önce dinlediğiniz plağın kabını bulduktan sonra yerine yerleştirmeniz, tekrar dinlemek istediğiniz plağın kabından çıkartmanız, pikabınızın ortasına yerleştirmeniz, pikabınızı çalıştırmanız, pikabın kolunu plağın başına kadar getirip, sonrada da iğneye zarar gelmemesi için yavaşça indirmeniz, yaklaşık yirmi dakika boyunca harcadığınız bu emeğin karşılığını alabilmek için evdeki mutfaktaki televizyondan araya karışabilecek her türlü dizi ve reklam sesini kıstırmanız, olası takılmalarda yerinizden kalkıp iğneyi geliştirdiğiniz metoda uygun olarak kaydırmanız ve yirmi dakikanın sonunda eserin ikinci yüzünü dinlemek istiyorsanız plakın yüzünü çevirmeniz arzu ettiğiniz keyif için ödemek zorunda olduğunuz bedellerin ufak bir kısmı.


Bir insan bu devirde altı üstü müzik dinlemek için bütün bunlara neden katlanır diye sormak pekala mümkün. Plaklara olan sevginin arkasında, geçmişe özlem, kendini farklı hissetmek ve audofili gibi değişik nedenlerin olduğunu iddia etmek de mümkün. Benim içinse yaşattığı güzel ve özel hisleri bir kenara bırakırsak plak dinlemenin en büyük motivasyonu, isteseniz de internet üzerinden ulaşamayacağınız müthiş kayıtların sadece plaklarda varlığını sürdürüyor olmaları. Elinizde eşten dosttan alınma ne kadar düzenli ve ID3 tag’leri doldurulmuş harika bir MP3 arşiviniz olsa da plaklara hapsolmuş bu kayıtları ne çalışma masanızdaki bilgisayarınızda ne de arabanızın aux portuna bağladığınız ipodunuzda dinleme şansınız çok yok,  eğer oturup sevgili plaklarınızı mp3’e taşıma yolcuğuna çıkmaya hazır değilseniz.


Plaklarınızı mp3’e çevirmek aslına bakarsanız o kadar da korkunç bir süreç değil. Temel olarak ihtiyacınız olan şeyler şunlar.


1. Plak
2. Pikap
3. Pikabınızı bilgisayarınızın USB ya da MIC girişine bağlayacağınız uygun bir bağlantı.
4. Pikabınızdan bilgisayarınızın USB ya da MIC girişine gelen sinyalleri MP3’e çevirecek bir yazılım.


Yukarıdaki listenin en korkunç tarafı tahmin edebileceğiniz gibi 3. ve 4. maddeler. Bir çok insanın evindeki pikaplar sadece kırmızı beyaz ve toprak çıkışına sahip. Seçenekleriniz şunlar,


a) Bu iş için tasarlanmış USB çıkışına sahip bir pikap yatırımı yapabilirsiniz. Ben Amazon’dan Sony’nin  PS-LSX300USB modelini satın almıştım.


b) Pikabınızın line out çıkışı varsa, yani kendi içinde built in amplifier özelliği bulunuyor ve amfinizin phono girişi olmadan line-in girişine dinleyerek dinleme şansını varsa, kırmızı beyaz jack’lerine bağlayacağınız bir ucu kırmızı beyaz, diğer ucu mini-streo (bilgisayarınızın mic-in girişine uyumlu) kablo ile bu adımı rahatlıkla atlayabilirsiniz. Pikabınızın line out çıkışı yoksa, yapmanız gereken kaliteli bir mini yükseltici bulup bilgisayarınıza bağlamak olabilir. Mini yükselticiden kasıt, dj sound card, ya da phono amplifier denilen cihazlar. Basit bir google araması sizi sonuca ulaştıracaktır.



Nispeten kolay olan 3. maddeyi başarıyla atladıktan sonra işin en hayati kısmı olan Vinly yazılımı kısmına geliyoruz. Çoğu USB destekli turntable’in içinden yazılım ücretsiz çıkıyor. Benim aldığım Sony’de Sony Sound Forge Studio 9.x ücretsiz çıkmıştı. CD’yi bir süre evde kaybedip kendi kendime saydırdıktan sonra nihayet bulup evdeki Windows laptop’lardan birine kurmuştum. Üzülerek söylemeliyim ki bu yazılımın MAC versiyonu kutunun içinden çıkmıyor. Pikabı USB portundan bilgisayara bağlayıp, Pikabı Windows’a USB Microfon olarak göstermeniz gerekiyor. Sonrasında yazılım standart bir RIP operasyonu için oldukça kullanışlı diyebilirim. Ben yaklaşık 4 saatlik deneme yanılmadan sonra doğru düzgün bir kayıt yapabildiğime kanaat getirmiştim. Para hiç önemli değil, ben bu iş için ne gerekiyorsa ödemeye hazırım diyorsanız, Pure Vinyl isimli yazılımı tavsiye edebilirim. Yok hayır benden zırnık işlemez diyenlerdenseniz, şunu deneyin, bir çok insan kendisinden olumlu bahsediyor. Bu arada unutmayın ki, MAC’inizle beraber ücretsiz gelen Garage Band yazılımı da bu ve bir çok ses düzenlemesi işini profosyonele yakın seviyede yapmak için tasarlanmış bir yazılım.



Kaydınızın üzerinde daha sonra oynayıp, değişik filtreler ve yazılımlarla humming noise denilen plaklardaki hışırtıyı ayıklamayı düşünüyorsanız, yaptığınız kaydı mp3’e çevirmeden önce WAV dosyası olarak saklamanızı tavsiye ederim. MP3’e çevirirken de artık dijital saklama kapasitelerinin kesinlikle birincil öncelik olmadığından yola çıkarak mümkün olan en büyük bit rate de (128 kbps ve üzeri) çeviri yapacağınızdan hiç şüphem yok. Bir de unutmadan, plak denilen alette eserlerin arasındaki boşluk nispeten daha az ses olması. Yazılımınızın bunu otomatik anlayarak dijitale çekmeye çalıştığınız pikabınızdaki parça aralarını otomatik bölmesini isteyebilirsiniz. Ya da tam tersi, tek bir yüzü bir partisyon olan klasik batı müziği eserini dijitale almaya çalışırken, yazılımınızın eseri kafasına göre 8 parçaya bölmeyecek kadar akıllı ve vicdanlı olmasını isteyeceksinizdir. Günün sonunda hem ses filtreleri hem de eseri doğru düzgün kesip, uygun formatta sıkıştırmak için dijital ses işleme konsepti ile ilgili başlangıç seviyesinde bile olsa bir kültürünüzün olmasında büyük fayda yok. Bu kültürü edinmenin en iyi yolu, ailede garage band kullanan bir yeni yetme bulmak ya da zamanında orgu ile çaldığı eserleri midi’ye atmış kaseti hiç bir zaman çıkmamış eski bir arkadaş da işe yarayabilir. Bu arada hemen belirteyim, şayet elinizde bir nedenden ötürü Vinyl yazılımı yoksa, bu durumda en az 300 doları gözden çıkartmanız gerekiyor.





Bütün bu külfete katlandınız, kabloyu buldunuz, yazılımı yasal yollardan edindiniz, ilk plağınızı dijitale çevirdiniz ve kendinizi imkansızı başarmış muzaffer bir komutan gibi hissediyorsunuz. Şimdi ne yapmanız gerekiyor, tabii ki zaferinizden bütün dünyayı haberdar etmeniz gerekiyor. Yani plaktan dijitale sıyırttırdığınız ilk mp3’ü tüm facebook listenize hediye etmelisiniz değil mi ? Aman yavaş. Elinizdeki plak ne olursa olsun telif haklarının başkasına ait olduğu ve sadece sizin kişisel kullanımınız için (play back) size satılmış ve hiç bir şekilde dağıtım haklarının size devredilmediği bir sanat eseri, bunu unutmayın.


Ben de ilk plağımı içime sinen bir kalitede rip etmeyi becerdiğimde birebir aynı duyguları yaşamıştım. Günün sonunda kendimi Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri copyright müktesebatını okurken buldum. Meraklısına copyright yani telif hakkı mevzusunu anladığım kadarıyla aşağıda özetleyeyim.


1. Bütün sanat eserleri belirli bir telif hakkına sahiptir. Söz konusu eser müzik eseri ise, eserin bestecisi, söz yazarı, eseri çalan söyleyen ve orkestrayı yönetene kadar eser üzerinde hak iddia edebilecek çok değişik taraflar mevcuttur.


2. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletlerinde modern telif hakkı yasaları, eser sahibinin ölümünden itibaren 50 ile 70 sene arasında eserin haklarını koruma altında tutmaktadır.


3. Bir eserin copyright’inin yani telif hakkının olmaması durumu o eserin Public Domain’de yani kamuya açık olması olarak ifade edilebilir.


4. Temelde 1923’den önce yayınlanmış eserler “public domainde”dir diyebiliriz.


5. 1923’den 1978’e yani ABD’de federal copyright yasası çıkana kadar yapılmış eserlerin, telif hakkının olması için söz konusu dönemde telif hakkına başvurulmuş ve alınmış olması gerekir. Plakların merkezindeki etikette daire içinde P harfi varsa, söz konusu plağın yayınlanmadan önce telif hakkının alınmış olduğu anlamını ifade eder. Yani 1923’le 1978 arası yayınlanmış eserler telif hakkı uyarısı ile yayınlanmamış ise eser sahipleri bir güzel soğuk su içebilirler.


6. 5. maddeye uygun alınmış telif hakları, 28 + 28 sene için verilmiştir. İkinci 28 sene başvuru geçerliliğini korur.


7. 1978’den sonra üretilmiş bütün sanat eserleri, telif hakkı alınmış ya da alınmamış olsun yasal koruma altındadır ve 2023’den önce hiç bir eser public domain’e çıkmayacaktır. Telif hakları da tanım olarak eser sahibi öldükten sonra 70 sene yasal vasilerine kalmaktadır.


8. 5. ve 6. madde ABD yasalarına göre federal yasa olup her eyaletin telif hakları ile ilgili kendi yasaları mevcuttur.


Sözün özü, elinizdeki plaktaki o muhteşem eseri siz yazıp siz çalmadıysanız gaza gelip bu eseri Internet’e koyup dağıtmaya kalkmayın. Sabah kapınıza siyah takım elbiseler içerisinde federaller gelir Allah muhafaza Guantanomo’ya götürürler sizi, sonra kimse kurtaramaz.



ABD’de yayınlanmış ses kayıtları için
Yayın tarihi
Durum
1 Ocak 2013 itibarı ile telif durumu
15 Şubat 1972’ye kadar

Eyalet yasalarına  bağlı. 15 Şubat 2067’de  kamuya açık hale gelecek.
15 Şubat 1972 ile1978 arası
Telif hakkı alınmadan yayınlanmış
Kamuya açık.
15 Şubat 1972 ile 1978 arası
Telif hakkı alınarak yayınlanmış
Yayımlanma tarihinden itibaren 95 yıl.  En erken 2068’de kamuya açık hale gelecek.
1978 to 1 Mart 1989
Telif hakkı alınmadan yayınlanmış ve sonrasında da kayıt yaptırılmamış.
Kamuya açık
1978 to 1 Mart 1989
Telif hakkı ile yayınlanmış
Yazarın ölümünden sonra 70 yıl En erken 2049’da kamuya açık hale gelebilir.’
1 Mart 1989’dan sonra

Yazarın ölümünden sonra 70 yıl boyunca. En erken 2049’da kamuya açık hale gelebilir.

Ülkemizdeki telif hakkı mevzuatı da çok farklı değil. 5846 numaralı yasa ile tanımlanan ve korunan telif hakkı, temel olarak eser sahibine, ölümünden itibaren 70 sene eser üzerinde hak sağlıyor. Eser sahibi öldükten sonra eserin faydasını mirasçıları çıkartıyor. 

Bu arada hemen belirteyim, müzik tarihi ile ilgili bilgi edinmek istiyorsanız okumanız gereken en sağlam mecra plakların arkasıdır. Ben İngilizce dilinde, bir çok ingilizin bile varlığından bile haberi olmadığına emin olduğum kelimeleri (örnek syzgygy) plakların arkasını okurken keşfettim. Tek bir klasik müzik arkası okumadım ki, besteci, soloist, eser ve orkestra hakkında bitirme tezi kalitesinde içerik içermesin.

Plaklarınızı zımparalarken aklınıza takılan birşey olursa çekinmeyin yazın, konuşalım.

Hepinize keyifli zımpara’lamalar 🙂



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: