Tuttist Olmak Ya Da Olmamak, İşte Bütün Mesele Burada

İsviçreli bilim adamlarının yaptıkları bir araştırmaya isminin başına senfoni ya da filarmoni gibi ön ekler alan full-size orkestralar tarafından icra edilecek konserlere götürülen Türk erkeklerinin % 96,5’inin iç dünyasında aşağıdaki olaylar sırasıyla gerçekleşmekteymiş.

Bir. Yer gösterici ile uzlaşılıp oturulacak koltuk tespit edildiği andan başlamak üzere, bilet fiyatları, şansına düşen koltuğun kendi koltuk sınıfı içindeki konumu, sahneye olan açısı ve yakın çevresinde bulunan diğer  klasik batı müziği severlerin üstü başı ile ilgili,  girdiği ortamda karşı cinsi etkilemek  için ne yapması gerektiğine dair hiç bir fikri olmadığı ilk ergenliğinden beri yaptığı ve nedense birkaç kez başarılı olduğu için artık refleks olarak yapabildiği, dünyanın en komik esprisi o an aklına gelmesine rağmen etrafında samimi kimse olmadığı için kimseye anlatamayıp kendi kendine eğlenirmiş gibi duran, dişlerini göstermeden ve dudaklarını asimetrik bir şekilde büzerek yüzüne  yerleştirdiği hınzır gülümsemenin ardına gizlenen çok derin bir iç hesaplaşma.

İki. Özellikle protokolün en ön ve en orta noktasından başlayan sistematik bir taramayla ünlü simaları tespit etme çabası.  

Üç. Konser salonunun ortalama kaç kişi aldığı hakkında hüküm kurma. Hemen ardından konsere sponsor olan firmaları salonun değişik yerlerine astırdıkları, ajanslarının Seyrantepe’de üretimini yaptırdığı Nevzat Usta’ya 100 TL verip, oraya koyma maliyeti bunun   en az 1000 katı olan görselleri tespit edip daha sonraki usa vurumda kullanılmak üzere akılda bir kenara yazma. 

Kritik an: Ortalama bilet fiyatı üzerinden organizatör firmanın bu konserden kaç para kaldırdığıyla ilgili ilk hesaplama girişimi. Orkestra üyelerinin tam sayıları hakkında henüz bilgi olmadığı için bu girişimi daha sonra tamamlanmak üzere bir kenara bırakma.

Biraz geriden oldu ama tam ortadan bilet bulmuşuz iyi olmuş, steryo dinliycez konseri



Dört. O gece çalınacak eser bir piyano konçertosuysa, yani solist piyanosunu koskoca orkestraya karşı çalacak ise,  boş sahnede orkestra üyelerinin ellerindeki yaylı ve üflemelilerle gelmelerini beklerken sahnenin ortasında yaklaşık 100 taburenin ve sanatçısının kucağında sahneye arzı endam eyleme şansı olmadığından daha önceden görevliler tarafından yerleştirilmiş birkaç davul ve kontrabasın arasında tüm heybeti ile bekleyen kuyruklu piyano ile ilgili değişik varsayımlarda bulunma. 

Eğer piyanist yabancı ise piyanosunun da kendisi ile beraber gelip gelmediğini merak etme, bu soruya cevap verebilecek hiç bir içsel öngörü olmamasıyla beraber, merakını çevresindekilerle paylaşmaya cesaret edememenin verdiği baskıyla konuyu kapatma, kapatırken de ne olursa olsun kuyruklu piyanonun  satışa çıksa “mint” olarak adlandırılacak mükemmel  durumunu ve simsiyah azametli görüntüsünü takdir etme.


Beş. Salonu kesmeye devam ederken, kafanın yukarıya kalktığı ilk andan itibaren, ışık sistemi ile ilgili serbest salınım düşüncelere dalma. 

En sık rastlanan örnekler şu şekildedir :

– “Işıkcı en tepedeki spotlara merdivenle mi erişiyor ? Hiç kokmuyor mu ? Yoksa bu spotlar burası yapıldığından beri  değiştirilmemiş midir acaba ?” 

– “Tavandaki spotlara direk bakınca gözümü alıyor. Direkt bakmasan hiç farketmiyorsun bayağı da güçlülermiş. Tabi bu kadar büyük yeri nasıl aydınlatsın yoksa” 

– “Bunların enerji tasarruflusundan taksalar daha iyi değil miydi ? Yok o zaman reostalı olmaz, duruma göre ışığı açıp kısamazlar. Doğru yapmışlar böyle, aferin, zaten elektrik faturasını ödemiyorlardır”



Altı. Orkestranın çaldığı eserden etkilenildiği an, ki genellikle konserin ortalarına doğru allegro, vivace ya da presto bölümlerde gerçekleşir, eserin başlangıcındaki genellikle grave ve lento temponun bünyesinde oluşturduğu depresif ve endişeli ruh halinden kurtulup kendi kendine “vay arkadaş nasıl da çalıyorlar” der demez sanatçı sayısını sayma girişimi.

Genellikle sahneden uzak bir noktada oturulduğu ve sanatçıların hepsi tek bir tip giyindikleri ve sahneyi en iyi kullanmak ve çalgı tiplerine  göre uyum sağlamak için iç içe ve tek bir açıdan düz bir hat görüntüsü vermeyen bir dizilişte oturdukları için sayma girişimi ilk seferinde kaçınılmaz olarak başarısız sonuçlanır. Bu durumda saymayı mümkün kılacak değişik geometrik modeller geliştirilmeye çalışılır. Orkestra şayet dörtgen bir şekilde dizildiyse ilkokulda öğrenilmiş olan dikdörtgenin alanı formulü uygulanır. Bu genellikle koca orkestra için işlemez. Çalgı grupları kendi içlerine göre gruplara ayrılarak çarpma ve toplama işlemi yapılır.

Bunlar kıpraşmasalar sayacam da kıpraşıyorlar. Bizim çocuk hangisiydi bu arada ?



Yedi. Şefin orkestra ve çalınan eser üzerinde gerçekten etkisi olup olmadığına dair ilkin kendi içinde hesaplaşma. 

Şefin hareketlerinin gerçekten çalınan eser üzerindeki etkisini  gözlemleme, madem öyle neden notadan çalıyorlar şeklinde kendi iç dünyasında sorulan kontra sorular neticesinde şefin ortaya konulan eserde teknik direktörün maçın sonucuna etkisinden daha fazla katkısı olduğuna kanaat getirme. 

Sekiz. Altıncı maddede elde edilen sayısal büyüklük miktarı ile üçüncü maddede yarım kalan konserin maliyet ve hasılat ilişkisine odaklanma. 

Konu turda olan yabancı bir orkestra ise, bu seviyedeki bir orkestranın üyelerinin Laleli’deki ucuz otellerde kaldırılma imkanı olamayacağını, bu mevsimde toplu indirim alınsa bile geceliği minimum 150 dolarlık bir otelde kalabileceklerini, zaten çoğunun enstrümanına bile ayrı bir oda tutulması gerektiğini fark edip, bu işin bu bilet fiyatları ile kafadan zarar olduğu sonucuna kaçınılmaz bir şekilde varış. Son anda daha önce zihnin derinliklerine park edilmiş sponsorların önemlerini fark edip, orkestranın cebine pek bir şey girmediğine ikna oluş.

Bu süreç böyle akıp giderken, altıncı maddede bahsettiğimiz sayma işini zorlaştıran en büyük unsur tuttislerdir. Tuttist kavramına girmeden önce orkestranın oluşumu ve dizilimi ile ilgili küçük hatırlatmalar yapmak iyi olabilir. Malum orkestrayı oluşturan unsurlar, borazanlar , tahta üflemeli çalgılar yani kaval ve  türevleri, yaylı sazlar, perküsyonlar yani davul ve türevlerinden oluşur, piyano da vurmalı çalgı yani perküsyondan sayılır. Bestecinin eseri iç dünyasında hayaledişine göre bu ana gruptaki çalgılardan birçok çeşidine rastlamak mümkündür. Zira özellikle kemanlarda yüksek miktarda tuttist bulunur. Tuttist orkestra dünyasında kelime anlamı olarak herkes ne çalarsa onu çalan, başka da hiç bir şey yapamayan zat anlamına gelir.

Bu noktada gelin beraber hayatımızı sorgulayalım. Düşünsenize size soruyorlar, “Nerede çalışıyorsun ?”  

– Viyana filormanonideyim abi.
– Aaa öyle mi ne güzel, ne yapiyosun orada ?
– Tuttistim.
– Neyy ?
– Millet ne çalarsa ben de onu çalıyorum, ne bir eksiği ne bir fazlası olamaz, olursa şef bageti kafamda kırar.
…..

Şimdi bir durun ve düşünün, siz de öyle misiniz ? İşte, tatilde, evde, sokakta, yürürken, arabadayken, uyurken, uyanıkken, severken, nefret ederken, gülerken, ağlarken, beklerken, giderken, herkes nasıl yapıyorsa siz de aynı şekilde mi yapıyorsunuz ?

Karar verin, tuttist olmak mı daha iyi solist olmak mı ?

Meraklısına bonus içerik:

Çizgi dışı bir solistin maestral performansı, Mozart’ın K.466 sayılı fa minör piyano konçertosuyla beraber. Sırf bu performans üzerine ayrı bir yazı yazılır. Solistlik yolunda ilerleyenlere güzel bir hedef. 




Bu yazı ilginizi çektiyse, şu yazı da ilginizi çebilir:

En iyi 10 Klasik Müzik Performansı ve Portakallı Tekerlemelerin Toplumun Bünyesi Üzerindeki Etkileri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: