Düğün Dili


Düğünlere davet hadisesinin çevresinde gelişen olaylar uzun zamandır zihmini kurcalıyordu. Çakma bir antropolog olarak konu üzerine biraz kafa yorunca anladım ki, insan denen yaratığın, söz dili, ses dili, beden dilinden sonra çok önemli bir dili  daha var. “Düğün dili”. Bu kavramı zihnimizde oturtmadan önce biz  home erectus’ların karşı tarafla iletişim halindeyken kullandığımız dilleri hep beraber hatırlayalım isterseniz.

Bir. Söz dili. Tamamen kullandığımız kelimelerin, cümlelerin sözlükteki anlamlarıdır. İletişimde tek başına hiç bir anlam ifade etmez.

İki. Ses dili. Sesimizin tonatilesinden oluşur. Aynı şeyi farklı tonatiletelerde söyleyerek tamamen farkı anlam yükleriz, genel kanının aksine söz dilinden çok daha önemlidir. Karşınızdaki insana ses dilinizi değiştirerek bire bir aynı kelimelerle kullanarak küfür de, iltifat da edebilirsiniz. 

Üç. Beden dili. Çoğu insanın saklayamadığı ruh halini, ortamdaki güven durumunu, konuyla ilgisini, neyin peşinde olduğunu açığa çıkartan ilk 2 dilin üzerinde yatan dildir.

Dördüncü dilimiz olan Düğün dilini ise şu şekilde açıklayabiliriz. İnsanların evlendikleri an olan düğün seremonilerinde, eş, dost, akraba, arkadaş, eski sevgili gibi sosyal çevrelerindeki bütün bireyler ile aralarında olan en net mesafeyi ve pozisyonu düğün süreçlerinde alırlar. Pozisyonun kimin tarafından belirleneceği, evlenen çiftin ekonomik ve kültürel bağımsızlığını kazanmış olması ile de ilintilir, yani kimin kucağındaysanız pozisyonu o belirler önermesi burada da geçerlidir. Örneğin evlenen çift henüz tam bağımsızlığını elde edememiş ise davetli listesi ve masa düzeni üzerinde etkisi düşüktür, genellikle çiftin arkadaşlarına kolon arkası en uzak masa düşer. Bu pozisyon ve mesafe kan değerleri gibi anlık değerleri verir ve kısa vadeli değerlendirme yapmaya yarar, ancak yanıltmaz. Yani bir düğün diline bakarak, söz konusu çiftin ya da bireyin diğer bireylerle olan ilişki seviyesine dair yaşam boyu bir karar veremezsiniz, örneğin nikah şahitleri ile sonradan papaz olup görüşmeyi kesen ya da yaw ben bu herifi o zaman niye nikah şahidi yapmışım kendime, bu neyin kafasıymış diye hayıflanan bir yığın insan vardır ancak o düğünde bir şekilde yakın çembere alınmış insanların, o çiftin zeitgeist’ında önemli yerleri olduğu tartışılmazdır.


Beni bu noktaya getiren birkaç küçük olayı birazdan sizlerle paylaşacağım.

Birincisi 23 Nisan 2011’de benim de davetli listesine alınmadığım bir düğünden sonra kafamı kurcalayan konuydu.

Bölüm Biir 

İngiliz Kraliçesi’nin Torunun Düğünü’ne  Dünya Devlet’lerinin Halkları Tarafından Seçilmş Yöneticilerinden Birini Bile Davet Edilmemesi


Malumunuz İngiltere demokrasinin beşiği olarak nam salmış bir devlettir.  Esasında düşünce ve ifade özgürlüğü, dil, din, cinsiyet ayrımcılığına sistematik olarak tölerans göstermemesi bakımından da dünyanın bu konuda en ileri toplumlarından biridir. Bunu anlamak için  uzun uzadıya İngiltereye gitmeniz gerekmez. Bir Türk vatandaşı olarak İngiltere vizesine başvuru yaparken, sıranız gelene kadar mesai saati telefonunuzu da girişte aldıkları için ne yapacağınızı bilemez halde vize şirketinin akvaryum mantığıyla izole edilmiş bekleme salonunda dolanırsınız. Eninde sonunda sıkıntıdan başvuru bankolarının camlarına yapıştırılmış son derece detaylı kategorilendirilmiş vize tarifesini okursunuz ve son maddelerdeki şu maddelerle karşılaşırsınız. “İngiliz silahlı kuvvetlerinin yabancı misyonlardaki üyelerinin eşleri, nişanlıları, karşı cins veya hem cins eşleri, nişanlıları, sevgilerinin alayına vize ücreti aynı tarifeden.”  Dünyanın bir noktasındaki, bir vize başvuru şirketinin bankosunda bile yerel dille ingiliz toplumu içinde cinsiyet ayrımcılığının yapılamayacağı, gelin damat herkesin aynı koşullarda kucaklandığına dair bir bürokrasi sisteminin verebileceği en ileri mesajlardan birinin karşısında ağzınız açık kalır. “Aaa Aaa dersiniz, nasıl yani ? Şimdi Hindistandan dönen bir İngiliz askeri ? Hadi canım ?? İyi de niye buraya yazmışlar ki bu detayda, kanun zoru herhalde, vay arkadaş…@!*?&”

Ancak sistem her ne kadar demokrasi üzerinden işlese de tepesinde monarşi bulunur. 29 Nisan 2011’de gerçekleşen düğün vesilesi ile İngiliz Kraliyet ailesi ve bu sistemin bağlı bulunduğu kurallar adeta 4 senede bir düzenlenen olimpiyat oyunlarının bile karşılaşmadığı bir ilgiyle tekrar su yüzüne çıktı.  Öyle ya olimpiyat 4 senede bir tekrarlanıyordu, kraliçe ise 40 yılda bir düğün yapıyordu. En son Diana’nın yaptığı düğün Türkiye’de yapılan ilk naklen renkli televizyon yayınıydı ve dünya üzerinde 750 Milyon kişi tarafından canlı yayında izlendi. Bu sayede o zamanlar Almanya’daki işcilik macerasını sonlandırarak İskenderun’a dönen en küçük halam, beraberinde işci permisini kullanarak getirdiği Saba televizyon sayesinde eş dost akrabaya bu masalsı töreni renkli olarak izletiren insan olarak kendi yakın çevresinde tarihe bile geçti. Yıllar sonra merhum Diana’nın oğlunun düğünü ise dünyada belki de o zamana kadar İnternet üzerinden yapılmış en başarılı canlı IP TV streami olarak tarihe geçecekti. Bizim hükümetimiz konuya serin kanlı yaklaşıp 29 Nisan 2011 gününü milli bayram ilan etmediği için ben düğünü ofiste, bilgisayarımdan seyretmek zorunda kalmış ve düğünün ihtişamından çok yayının kalitesine hayran kalmıştım. İngiliz hükümeti ise alt sıradan çağırıldığı düğüne gereken saygıyı göstermiş ve ülkede genel tatil ilan etmiş, dolayısı ile ülkenin internet omurgasında dehşet bir yoğunluk yaşanmamıştı.

Düğünün Kate’in gelinliği ve baldızın güzelliği başlığı altında tartışılan magazinsel boyutunu bir kenara bırakırsak, seromoni en ince detayına kadar Monarşinin hayata bakış açısını net olarak gözler önüne seriyordu. Resimde; önce mevsimler köşesini yap, sonra çarpım tablosunu öğren, üniversiteyi kazan, iyilik yap iyilik bul, oyunu ver vatandaşlık vazifesini yap şeklinde programlanmış sıradan insanlar için bir eksiklik vardı. Davetiye listesinde siz de bir terslik farkettiğinizi hatırlamıyor musunuz ? Düğün bir kraliyet düğünüydü, zaten resmi adı da Royal Wedding’di ve krallar içindi. Tüm dünya halklarına  işin magazinsel boyutu ve hediyelik eşya kısmı büyük bir cömertlikle pazarlanıyordu. 2011 senesinin en büyük partisinde dünya halklarının seçilmiş liderlerine yer yoktu.

Davetli listesine bakacak olursak, birinci sırada, çok doğal olarak İngiliz Kraliyet Ailesi vardı. Yani Kraliçe, kraliçenin eşi vs. liste ilerleyip gidiyordu. İkinci sırada sizce kim vardı ? İngiliz hükümeti mi ? Hayır. İngiliz parlementosunun başı mı ? Hayır. İngiliz Genel Kurmayı mı ? Ona da hayır. Yabancı kraliyet aileleri son derece özenle ve protokol kurallarının detaylarına göre hazırlanmış listenin ikinci başlığını teşkil ediyordu, resmi royal wedding sitesinden alındığı haliyle liste aynen şu şekilde,

Members of Foreign Royal Families
The Prince and Princess of the Asturias
The Crown Prince of Bahrain
Prince Philippe and Princess Mathilde of Belgium
The Sultan of Brunei and Raja Isteri Pengiran Anak Hajah Saleha
King Simeon II and Queen Margarita of the Bulgarian
The Queen of Denmark
King Constantine and Queen Anne-Marie of the Hellenes
Crown Prince Pavlos and Crown Princess Marie-Chantal of Greece and Prince Constantine of Greece
Sheikh Ahmad Hmoud Al-Sabah of Kuwait
Prince Seeiso Bereng Seeiso and Princess Mabereng Seeiso of Lesotho
The Grand Duke and Duchess of Luxembourg
The Yang di-Pertuan Agong and Raja Permaisuri Agong of Malaysia
Prince Albert II of Monaco and Miss Charlene Wittstock
Princess Lalla Salma of Morocco
The Crown Prince and Princess of The Netherlands
The King and Queen of Norway
Sayyid Haitham bin Tariq Al Said of Oman
The Emir of The State of Qatar and Sheika Mozah bint Nasser Al Missned
King Michael I of Romania and Crown Princess Margarita
Prince Mohamed bin Nawaf bin Abdulaziz of Saudi Arabia and Princess Fadwa bint Khalid bin Abdullah bin Abdulrahman
The Queen of Spain
The King of Swaziland
The Crown Princess of Sweden and The Duke of Västergötland
Princess Maha Chakri Sirindhorn of Thailand
The King of Tonga
The Crown Prince of Abu Dhabi
Crown Prince Alexander and Crown Princess Katherine of Yugoslavia
The Princess Elizabeth of Yugoslavia

Liste aşağıdaki başlıklarda devam edip sonlanıyordu.

3. sırada, İngiliz milletler topluluğunun valileleri,
4. sırada İngiliz hükümeti ve parlementosunun ileri gelenleri.
5. sırada kilise ve Londra’daki diğer din ve inançların liderleri.
6. sırada silahlı kuvvetlerin üst düzey komutanları.
7. sırada aile ve gelin ve damadın arkadaşları.

Gördüğünüz gibi sevgili dostlar, Tonga Kralı düğüne ön sıradan çağırılırken dünyanın halkları tarafından seçilmiş hiç bir lideri düğüne davetli değildi. İngiltere’nin arayı feci halde bozduğu Suriye, Libya, Kuzey Kore gibi ülkelerin elçileri eşleri olmadan sadece gündüz yapılan törene davet edildi. 

Bu Düğünün Dili bütün dünyaya kibarca öğretmiş oldu ki, kraliçenin düğününde sadece krallara yer vardı.

Bölüm İkii


Eski Arkadaşların Düğünde Köpek Çekilerek Yeni Hayattan Çıkartılma Hadisesi


Yıllar önce  bu durumu bizzat yaşamıştık. Eskiden kendimizi can ciğer kardeş bildiğimiz bir arkadaşımız, bizim için baştan aşağı surpriz olacak şekilde evlenmeye karar verdiğini bildirmişti. Bu bildirme hadisesi de bir cumartesi sabahı atılan, ofis içinde geyik içerikli maillerin forward edildiği eski zamanlarda sıklıkla rastlanan, mesai saati hepinize geyik içerikli mail forward ediyorum ama dikkat ettiyseniz low importance set edip gönderiyorum, sorumluluklarımın bilincindeyim sizi işinizden gücünüzden alıkoymak değildir amacım sadece ne kadar renkli bir kişilik olduğumu göstermeye çalışyorum mesajı vermeye çalışan kompulsif  düzen manyaklarının yaptığı gibi, ama tamamen başka nedenlerden özellikle mavi düşük önem seviyesi ikonu aktif edilerek gönderilmiş, gazetelerdeki seri ilanlarda kullanılan zenginlerin  biraz da şanlarına yakışması için paraya kıyarak verdikleri büyük çerçeveli ilanlar gibi göreceli geniş alana yazılmış ama mümkün olduğunca gereksiz her kelimeden kaçınılmış, okuyanın hiç bir şekilde neler olup bittiğini zihninde canlandırmasına izin vermeyen bir dille kaleme alınmış bir e-posta ile gerçekleşmişti. Esasında siktirin gidin bu mutlu günüme zahmet edip gelmeyin mesajı o mail’de de verilmişti ama biz yine de ısrarla, o dönemde sanki aramızda bir fraternite yemini varmış gibi kendisine gönülden bağlı hissettiğimiz arkadaşımızı mutlu gününde ne pahasına olursa olsun yanlız bırakmamaya programlanmıştık bir kere. Şimdi geriye dönüp  baktığımda anlıyorum ki, olayın ilk duyulduğu anda yakın çevrede gerçekleşen şokun bir versiyonu bende de yaşandığında maruz kaldığım saçma sapan tepkiler de ikinci çık git mesajıymış ama ben henü o zamanlar bir kayış olarak yeterince çekilmediğim için kaytan , insan olarak yeterince ezilmediğim için şeytan değildim ve içimde kalan naiflikle henüz düğünlerin dilleri olduğunu ve o dilin bu düğün için bana ısrarla gelme dediğini anlayamamış bir sakillikte başıma geleceklere doğru eşimi de koluma takarak koştura koştura o binerken sırf iş yerinden birinde olduğunu öğrendiğim anda beynimin derinliklerinde kendimde de geliştirmeyi başardığım panik atak yaşar mıyım anksiyetesi ile avuç içlerim terleye terleye uçağa biniyordum.

Seremonin gerçekleşeceği şehirde sabah ilk iş bizim gibi İstanbul’da yaşayan ve sırf bu yüzden istanbul tayfası olarak anılarak süreçin en dış çemberine çoktan yerleştirilmiş, bu davete o zamanlar yeni doğmuş bebekleri ile maaile eksiksiz bir şekilde katılınca sanki herşey daha güzel olacakmış gibi araba yolculuğunu seçmek zorunda kalmış, ilerleyen saatlerde bizimle aynı kaderi paylaşacağının farkında olmayan çok sevgili dostlarımızla buluştuk, güzel bir kahvaltı yapıp seremoni saatini beklemeye başladık.  Evlilik yemini öğlen yemekten hemen önce içilmeye karar verilmişti, uzun olmayan bir beklemenin ardından şehirde insanların birbilerini ömürleri boyunca üzmemeye, aldatmamaya, hastalıkta sağlıkta birbilerine iyi davranmaya belediye başkanının yetkisini devrettiği tanımadıkları bir adamın uzattıkları mikrofona şahit olarak seçtikleri insanların huzurunda yeminler ederek söz verdikleri, sanki söz yeterince bağlayıcı değilmiş gibi bir de kendileri ile aynı dönemde evlenen insanlarla beraber kullandıkları enine boyuna büyük bir deftere imza attıkları evlendirme dairesi denilen  yerlerden birine gittik. Kendimizi bir anda damadın çok yakın çemberindeymişiz sanrısına kaptırıp, bizim gibi diğer davetliler için ayrılan açılır kapanır sandalyelerde oturup bekleyeceğimiz yerde, uzun zamandır görmediğimiz arkadaşımızı görmek için binanın arka tarafındaki gelin ve damat için ayrılmış bekleme odasına hasretle seyirttik. Dışarıda bekleyen eski dostumuz bizi görüp gerisin geriye kamarasına kaçıp gözlerden kayboldu.  Pek anlam vermemiş olmakla beraber, artık damadın her yaptığını büyük bir sükunetle idare etme zone’una çoktan girmiştik, çok uzatmadan kös kös yerimize dönüp bekledik, öyle ya ta İstanbul’lardan gelip, kimseye inandıramayacağımız bir kabalığa maruz kaldık diye altınımızı takmadan olay yerinden ayrılsaydık kimse bu yaptığımız hareketten dolayı bizi onaylamaz, bilakis istanbul tayfasının yanına her türlü kaprisli ve delilik sıfatını acımadan üzerimize yapıştırılır ve bir ömür boyu da kalırdı. Derken nikah başladı, yıllarımızı beraber geçirdiğimiz arkadaşımızın hayat arkadaşını hepimiz ilk kez gördük, yeminler edildi, alkışlar ve flashlar patladı, imzalar atıldı derken, her nikahda olduğu gibi kendimizi gelin ve damadı öpme ve mutluluk dileme sırasında bulduk. O dönemler biz kendimizce damadın kankaları sınıfından saydığımız için sıranın en arkasında bulunmaya ayrı bir özen gösterdik, çünkü o “düğün dili”nde biz kendimizce gerektiğinde komşulardan sandalye de taşımaya hazır damadın genç arkadaşlarını oynuyorduk. Saat henüz öğlen biri belki gösteriyodu, çok da uzun olmayan sıra bitti, gelin hanıma önce kendimizi tanıttık, karşılıklı birkaç nezaket cümlesi sarfettik, damadı öptük, ne kadar özlediğimizi söyledik, bu arada kapı açıldı, camları sonradan filmle karartılmış kiralık bir araba kapıya yanaştı, gelin ve damat yanaşan arabaya bindiler ve arkalarında bıraktıkları salaklar ordusuna bir hoşçakalın deme zahmetine bile katlanmadan ortamdan son sürat uzaklaşıp gözden kayboldular. Biz o gün davetli olduğumuzu düşündüğümüz seremoniye büyük bir neşe ve hoş hatıralar yaratma beklentisiyle gelmiş 4 yetişkin ve bir bebektik, ortada öyleye kalakaldık. Aileden bir kişi sanırım halimize acıdı, planda olmamamıza rağmen kibar bir davette bulundu, biz de aynı kibarlıkla teşekkür ettik, diğer taraftan başka bir arkadaşımız çocuğunun uyandığında onları görmezse çok büyük problem çıkartacağını söyleyerek bizim dahil edilmediğimiz plana yetişmek için bizi salladı, biz de o an durumu kurtarmak için ortaya atılan bahaneyi ulan bari aptal yerine koymayın biz sizi İstanbul’a geldiğinizde bir gün bile böyle aptal yerine koyduk mu kısmını kibarca içimizden geçirerek yemiş numarası yaptık, mekandan uzaklaştık, güzel bir yemek yeyip, gerisin geri bütün yolu  kendi gerzekliğimize saydıra saydıra sabaha karşı İstanbul’a vardık. İnsanın dilinin söylemeye cesaret edemediğini  düğün dili söylemişti işte. Bize ne o düğünde, ne de sonrasında yer yoktu, çemberin dışındaydık, öyle de kaldık.


Bölüm Üüç


Masa Düzeni

Her düğünün çok ciddi bir masa düzeni vardır. Hatta düğün mekanı, 2 aile sanki bir ülkeyi babalarından sonra güçleri oranında paylaşan prensliklerdir de, her masa güç, strateji, mütekabiliyet gibi diplomatik bir takım değerler gözetilerek yerleştirilir. Türkiye’de bu işin en kolayı yaşa başa göre sıralayıp gitmektir desek de aynı yaş ve baş grupları arasında herkesin kolaylıkla kabul etmeyeceği benzerlikler illa ki çıkar, bu durumda da primus inter pares’in yani ekümenliğin kime sağlanacağı aile arasında arıza konusuna dönüşür.

Evlenen çift kendi ekonomik özgürlüğünü geliştirmiş ve görece olarak aileyi sadece simgesel düzlemde ipliyorsa masa düzeni tipik versiyonun ötesine geçebilir. Genellikle damadın hiç evlenmeye niyeti olmayan ve kendisinden yaşca büyük rol modeli arkadaşı ve etrafındaki kaşarla panter arasında gezinen işten hanım arkadaşları iyi manzaralı bir masa kaparlar. 

Düğünden haftalar önce oturma düzeni özenli bir şekilde belirlenmiş olmuş olsa da bu düzenden memnun kalmayacak, unutulacak, bu düzeni bozacak birileri illa ki çıkar, bunu engellemenin Türkiye sınırları içinde bilinen bir yolu, metodu, duası, muskası, formulü, kanunu yoktur.



Gittiğiniz bir düğünde size gösterilen yere oturduktan sonra etrafınızı inceleyin. Gelin ve damat sahneye yerleştirilmiştir. Düğünü yöneten bir “master of the ceremony” yani törenin efendisi vardır. Bu genellikle damadın annesi olur. Tipik kural şudur, gençlik ve enerjilerinden ötürü ortalıkta en fazla gezen tipler olan gelin ve damadın kardeşleri her kafaları karıştıklarında yüzlerinde sahte bir gülümsemeyle, alt dudaklarını hafif ısırarak masaların etrafından geçerken kimi arıyorlarsa maestro odur. Genellikle ailenin kahrını   bu tipler  çekmiş olduğundan ruhen ve bedenen en çok yıpranan ve bu sebeple ilk gidecek olan da o olur. Bu düğün de genellikle aile içinde yaptıkları en son büyük işleri olarak unutulur gider.

Çekirdek masalar değişmez, kızın çekirdek ailesi, erkeğin çekirdek ailesi eş düzen yerleşir, sonrasında ise tamamen düğün dili söz konusudur. İzleyin, göreceksiniz, düşünün hatırlayacaksınız.

Not: Düğün dili kavramı ben bu yazıyı yazdığım zaman google aramalarında gelmiyordu. Umarım benden önce kullanan olmamıştır ve bu yazıdan sonra Türkçe’ye yerleşir de ben de  kavram bana ait diye gerine gerine gezerim 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: